T.C. KÜLTÜR VE TURİZM BAKANLIĞI BASIN VE HALKLA İLİŞKİLER MÜŞAVİRLİĞİ

BAKAN KURTULMUŞ KİTAP KOKUSU’NA KONUK OLDU

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş, Tvnet’te yayınlanan Kitap Kokusu programının konuğu oldu.
 
Necip Fazıl’ın, Cemil Meriç’in, Sezai Karakoç’un eserlerinin kendisi için önemli ve yönlendirici olduğunu belirten Bakan Kurtulmuş, bir çok konuda görüşlerini paylaştı.
 
“Türkiye’deki siyasi, fikri, kültürel mücadeleleri birbirinden ayırmıyorum.”

 
Türkiye’deki siyasi, fikri ve kültürel mücadelenin bir bütün olduğunu aktaran Bakan Kurtulmuş, “Türkiye’deki siyasi mücadeleyi, fikri mücadeleyi, kültürel mücadeleyi birbirinden ayırmıyorum. Bunların hepsi bir medeniyet mücadelesidir bizim için. Yani nerede olursan ol, ne olursan ol, ne yapıyor olursan ol aynı hedefe doğru yönelmek mecburiyetindesiniz.” dedi.
 
Türkiye’de iki farklı fikri ve siyasi çizgi olduğunu belirten Bakan Kurtulmuş, şunları söyledi:
 
“Türkiye’nin Tanzimat’tan, Meşrutiyet’ten itibaren 200 yıllık belki daha fazla bir süredir devam eden bir serüveni var. Osmanlı’nın çöküş süreci, Cumhuriyetin kuruluşu, tek parti dönemi hatta bugüne kadar devam eden süreci aldığımız zaman birbiriyle uyuşmayan, birbirinden farklı iki siyasi çizgi var, iki fikri çizgi var. Bir tanesi mutlak manada Batıcı, modernleşmeyi Batılılaşmak olarak alan, taklitçi, Türkiye’nin ne kadar çok kültürel değerlerinden uzaklaşırsa o kadar çok adam olacağını, o kadar çok gelişeceğini düşünen bir çizgi. Jön Türklerle, Genç Osmanlılarla, İttihat-Terakki Fırkasıyla, Cumhuriyet Halk Fırkasıyla bir şekilde devam eden bir çizgi. Diğer tarafta da buna karşı mücadele veren bir çizgi o da ‘Biz kendi değerlerimiz üzerinden yeniden kendimizi inşa edebiliriz, evet Osmanlı yenildi, dağıldı, çözüldü ama bu çözülmenin sebebi bizim kendi değerlerimiz kendi medeniyetimiz değildir. Bilakis kültürümüzden uzaklaşarak mukallit bir hale dönmemizdir’ diyen çizgi.
 
Ama tam da problem burada. Bize 200 senedir hatta 300 senedir diyorlar ki, ‘Bu kültürü, bunları bırakın, bunlar eski, yanlış, bunlarla uğraşmayın.’”
 
“Kültürel bağımsızlık mücadelesi verebilmek için paradigmamızı değiştirmemiz lazım.” diyen Bakan Kurtulmuş, şöyle devam etti:
 
“Bir medeniyetin iki temel kavramı vardır: Tasavvur ve tahayyül. Yani bir şeyi hayal etmeden nasıl bir dünya ön görüyoruz, nasıl bir mimari ön görüyoruz, nasıl şehirler ön görüyoruz, nasıl bir kültür sanat, edebiyat ortamı ön görüyoruz bunları önce hayalimizde geliştiririz hayalimizde geliştirdikten sonra bunu surete döndürürüz. Şehirler, binalar bize böyle kalır. Bugüne baktığımız zaman, maalesef görünür suret dünyasındaki hiçbir yeni eserimizin bizim köklerimizle ilgisi olmadığını görüyoruz.”
 
“Müslümanların Endülüs’teki büyük bilimsel zaferleri, sanat ve edebiyattaki öncülükleri olmasaydı belki Avrupa’nın Rönesans’ı olmayacaktı.”
 
Çok büyük bir medeniyetin varisleri olduklarını aktaran Bakan Kurtulmuş, İslam düşmanlığına karşı da sorumlulukları olduğunu vurguladı ve şu ifadeleri kullandı:
 
“İslam’ın kültür sanat bilim edebiyat alanındaki geçmiş bütün uygulamalarını dünyaya tanıtacak bir büyük performans ortaya koymamız lazım. Sadece Osmanlı, Selçuklu değil yani Endülüs Emevileri’nden Maveraünnehir medeniyetine kadar çok geniş bir medeniyet muhassılasını yani özetini bugünün dünyasında insanlara tanıtmamız gerekiyor. Dünyada çok sistematik çalışan, ben buna İslamıfobia demiyorum. Fobia biliyorsunuz istem dışı bir şeydir.  Yani insan karanlıktan korkar, yükseklikten korkar, bu istediği bir şey değildir. Ama İslam düşmanlığı bilerek üretilmiş olan bir şeydir.
 
Dolayısıyla bir fobi değildir. Doğrudan doğruya üretilmiş fabrikasyon bir şeydir. Bu İslam düşmanlığını üretenler maalesef İslam’ı bugün DEAŞ gibi, başka karikatür örneklerinde gördüğümüz alana indirgiyorlar ve hapsediyorlar. Hayır, öyle değil, biz bir büyük medeniyetin varisiyiz. Mesela: Müslümanların Endülüs’teki büyük bilimsel zaferleri, sanat ve edebiyattaki öncülükleri olmasaydı belki Avrupa’nın Rönesans’ı olmayacaktı. Bunu anlatabilmek de Türkiye’nin üzerine düşüyor. Bu anlamda kültürle uğraşan çevrelerin ve burada bizim bu çevrelerin önünü açmakla yükümlü olan Kültür ve Turizm Bakanlığımızın üzerine düşen sorumluluk budur. Hem içerde bir özgüven kazandıracak bilimde, sanatta, teknolojide, kültürde, edebiyatta evet biz büyük bir medeniyete sahibiz diye gençlerimize bunu gösterecek hem de yeryüzüne bunu anlatacak bir performansı ortaya koymamız gerekiyor.”
 
"Osmanlı idaresinde 400 sene boyunca Filistin topraklarında çatışma yaşanmadı”
 
Son günlerde Kudüs’te yaşanan olaylara da değinen Bakan Kurtulmuş, şunları söyledi:
 
“Halkları bir tarafa bırakırsak, İslam dünyasının yönetimleri kademesinde de Kudüs’teki yanlış uygulamalar çok fazla, çok yüksek tonda  eleştirilmedi. Bunu bir kayıt olarak düşmek mecburiyetindeyiz. Kim sessiz kalıyorsa bu suçun ortağıdır. En az Siyonist işgalciler kadar bu işin ortağıdır. Bunu açık bir şekilde ifade etmemiz lazım.”
 
Osmanlı döneminde Kudüs’te sağlanan barış ortamının örnek alınması gerektiğinin altını çizen Kurtulmuş, “Hodrimeydan! 400 sene Osmanlı Kudüs’te hakim oldu. Osmanlı’nın hakimiyetiyle ortaya çıkan hem Hristiyan kültürel mirası hem Yahudi kültürel mirası hem Müslüman kültürel mirasını, asırlar boyunca uğraşsalar ortaya koyamazlar. Sanat, estetik, dini kültür her alanda muazzam bir medeniyet. Daha önemlisi dünya barışı diyoruz ya alın size dünya barışı. Batılıların ‘Osmanlı Barış Düzeni’ dediği uygulamanın en güzel örnekleri. ‘Bilad'üş-Şam’ dediğimiz Şam beldesi ya da bugünkü anlamıyla Filistin toprakları dediğimiz, Şam’ın güneyinden başlıyor Masada’ya kadar inen çok geniş bir coğrafya. Bu coğrafyada 400 sene içerisinde bir tane din savaşı, mezhep çatışması yok. En az 30-40 tane etnik yapı var orada bir tane etnik çatışma yok. Sebebi son derece açık; Osmanlı herkese dininde, fikirlerinde yaşayışlarında özgürlük vermiştir.” ifadelerini kullandı.
 
Bakan Kurtulmuş, bugün Kudüs’te,  İsrail’in ortaya koyduğu baskıcı politikaların  bir insanlık suçu olduğunu vurguladı. “Müslümanların Hazreti Peygamber’in ziyaret edilerek ibadet etmeye değer üç mescitten birisi olarak gördüğü Efendimiz’in Mekke’den oraya getirilerek oradan Mirac’a yükseldiği o kutsal mekan ayette adı açıkça Mescid-i Aksa olarak bildirilen o mekan maalesef bugün Yahudilerin kirli postallarıyla kirletiliyor. Bu her şeyden önce inanç özgürlüklerine birlikte yaşamaya, Kudüs’ün geçmişine, tarihine ağır bir saldırıdır ve ağır bir hakarettir kabul edilemez. Şunu da açıkça lafı dolandırmadan söyleyeyim, İsrail’in bu uygulamalarına karşı sessiz kalan herkes bu suçun ortağıdır. ‘Evet ama’, ‘Şöyle ama’ diye cümle kuranların da sessiz kalanlardan hiçbir farkı yoktur. Ayrıca, son dönemde İslam dünyasının yaşadığı bu derin travmaların kaosların kime yaradığı da çok açık bir şekilde ortadadır.” dedi.
(14.08.2017)